27 Eylül 2012 Perşembe

NEFSİNLE KONUŞ...



Nefs yaratılışta iyi işlerden kaçıcı, kötülüklere koşucudur ve hep tembellik etmek ve şehvetlerine kavuşmak ister. Allahü teâlâ bizlere, nefslerimizi bu huyundan vazgeçirmeyi, yanlış yoldan doğru yola çevirmeyi emretmektedir. Nefsin, saadete kavuşmasına mani olan en büyük perde, gafleti ve cehaletidir. Gafletten uyandırılır, saadetinin nelerde olduğu gösterilirse, kabul eder. Bunun içindir ki, Allahü teâlâ,(Allahü teâlâ keşf ve ilham ile bildirirse, ancak onu fayda verir!) buyurdu. O halde önce kendi nefsimize nasihat etmeli ve onu azarlamalıdır!

Nefsimize demeli ki
- Ey nefsim, yaptığın bütün işler kendi zararınadır.
- Benim kâr ve zararım nedir?

- Sen bir tüccarsın, kârın ebedi saadet, zararın ise ebedi felaket... Sermayen ise ömründür. Ebedi saadet ömür sermayesi ile kazanılır. Ömür tükenince ticaret kesilir. Şu anda ölmüş olsaydın, salih amel işleyebilmek için dünyaya geri gelmek istemez miydin?
- Elbette isterdim.

- Farzet ki öldün, bir günlüğüne dünyaya geldin. Uzun vadeli işe girilir mi?
- Her günü nasıl karşılamalıyım?

- Allahü teâlâ bana bugün de mühlet verdi, diye hareket etmelisin!
- Fakat fazla çalışmak hoşuma gitmiyor. Allah affedebilir.

- Ey nefsim, affolurum ümidiyle kendini avutma! Affa uğramak herkese nasip olmaz.
- O halde ne yapmalıyım?

- Ölümle seni terk eden her şeyi terk et! Dünyada ne kadar sıkıntı çekilirse, ahirette o kadar rahatlık var demektir.
- Ben sıkıntıya gelemem.

- Ey nefsim farzet ki hasta oldun, mesela şeker hastası... Kendisine itimat ettiğimiz mütehassıs bir doktor, senin çok sevdiğin tatlıları, balı, baklavayı sana yasak etse, faydalı olur diye acı ilaçlar verse, hastalığın iyi oluncaya kadar, uzun müddet sevdiğin tatlıları bırakıp, acı ilaçları içmeye devam eder misin?
- Kim etmez?

- Farz et ki, dostlarının yanına gitmek, sevdiklerine kavuşmak için uzun bir yolculuğa çıktın. Varacağın yerde, istirahat edeceğini, gayet rahat olacağını umduğun için yol meşakkatlerine, güç sıkıntılara ister istemez katlanmaz mısın?
- Elbette katlanırım.

- İşte sen bir yolcusun, varacağın yer ahirettir. Yolcu yol meşakkatlerine katlanmak mecburiyetindedir. Şayet yoldaki sıkıntılara katlanmayıp, rahat edeyim diye yola devam etmezse, ne olur?
- Yolda kalır, sevdiklerine kavuşamaz, helak olur.

- O halde bazı sıkıntılara katlanmak gerekir. Bu sıkıntılar görünüşte çok acı ise de, bunların birer nimet olduğunu unutmamalıdır. Nasıl şeker, şeker hastası için bir zehir ise, dünya tamahı da şekerle kaplanmış birer zehirdir.
- Yani mal ve makamdan vaz mı geçeyim?

- Hayır, malın kendisi değil, mala muhabbet kötülenmiştir. Mal, Allahü teâlânın verdiği bir nimettir. Ahireti kazanmak mal ile olur. Birçok dini vazife mal ile olur. Sıhhat ve namus mal ile korunur. Mal, helal yolda kullanılırsa, dünyalık değil, ahiretlik olur.
- Ben çok merhametliyim, bu sapıkların Cehenneme gitmesini istemiyorum. Ne pahasına olursa olsun onlarla mücadele etmek istiyorum.

- Üstünde akrep olan bir kimsenin, o akrebi üstünden atmaya, onu öldürmeye çalışmayıp da, başkasının yüzüne konan sinekleri kovalamaya çalışması ahmaklık değil mi?
- Evet.

- O halde her biri zehirli akrepten daha fena olan birçok kötü huyun mevcutken, başkaları ile mücadele etmek uygun olmaz.

2 yorum:

Gurme Şirine dedi ki...

bu zamanda nefsine hükmedebilen çok az insan var :(((
keşke herkes nefsiyle mücadele edebilse...

NİL dedi ki...

evet cnm haklısın malesef nefisler azgın çünki sürekli besliyoruz onu.Rabbim nefsine uymayan kullarından olmayı nasip etsin bizlere..