4 Ekim 2012 Perşembe

GAFİLLERDEN OLMAYALIM....




 (Gece teheccüd kıl) âyet-i kerîmesi, emrdir. (Seher vaktleri istiğfâr eder) âyeti, şükrdür. Ya’nî Allahü teâlâ, istiğfâr edenleri medh buyuruyor. Seher vaktleri istiğfâr edenler zikr sevâbına da nâil olur. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyuruyor ki, (Üç sesi Allahü teâlâ sever: Hurmet ile, tecvid ile Kur’ân-ı kerîm okuyanların sesini, seher vaktleri istiğfâr edenlerin sesini ve Allahü teâlâyı zikr edenlerin sesini). Süfyân-ı Sevrî “rahmetullahi aleyh” [95-161 Basra’da] diyor ki, Allahü teâlâ, seher vaktleri bir rüzgâr esdirir ki, istiğfâr ve zikr sesleri ile karışarak eser. Yine dedi ki, her gece, (Allaha ibâdet edenler yok mu, kalksınlar) diyen bir ses cihânı kaplar. Âbidler kalkıp sehere kadar ibâdet ederler. Seher vakti olunca, (İstiğfâr edenler yok mu?) denir. Bunlar kalkıp istiğfâr ederler. Fecr doğup sabâh nemâzı olunca,(Gâfillerden kalkan yok mu?) denir. Bunlar, mevtâlar mezârdan kalkar gibi kalkarlar.
    Lokman Hakîm “rahmetullahi teâlâ aleyh”, oğluna şöyle nasîhat ederdi: Oğlum, horoz senden dahâ akllı olmasın! Hâlbuki o, her sabâh zikr ve tesbîh ediyor, sen ise uyuyorsun. Şu iki beyti burada söylemek çok güzel olur:

                  Gece karanlığında güvercin, dallar üzerinde,
                  Feryâd ile zikrediyor, ben ise uykudayım.
                  Bu hâl, beni utandırsın! Eğer âşık olsaydım.
                  Güvercinden evvel, gece ben ağlardım.   

3 Ekim 2012 Çarşamba

ÇORBAYI İÇEBİLMEK...



Bir gün sormuşlar ermişlerden birine,

"Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?"

Bakın göstereyim... " demiş, ermiş. 

Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine derken, tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş. Arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş: "Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz. " diye de bir şart koşmuş. "Peki..." demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. 

Bunun üzerine "Şimdi..." demiş ermiş. "Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe." Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyrun" deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki arkadaşına uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan. 

"İşte..." demiş ermiş:

"Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim arkadaşını düşünür de doyurursa, o da arkadaşı tarafından doyurulacaktır.

ŞÜPHESİZ, HAYAT PAZARINDA DAİMA SEVGİYİ PAYLAŞANLAR KAZANÇTADIR.