SORU-CEVAP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SORU-CEVAP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2013 Perşembe

GIYBETLE DEŞARJ OLMAK...

                                  

Deşarj olmak için gıybet etmek caiz olmaz. Zaten herkes deşarj olmak için gıybet eder. Bütün günahlar da buna benzer, deşarj olma isteğinden kaynaklanır. Nefsin gıdası günahlar olduğu için, günah işleyince nefsimiz rahatlar. Hâlbuki salihler günahtan rahatsız olurlar, çünkü günahlar, nefsin gıdası ve kalbin zehridir.

Gıybet edilen kimse, bu konuşmalardan hoşlanmazsa, duyunca üzülecekse gıybet olur. İhtiyaç halinde gıybet caiz olur. Birkaç örnek verelim:

1- Bir haksızlığı, bir yolsuzluğu şikâyet için, ilgili mercilere bildirmek.
2- Etkili ve yetkili birine, kötülüğe mani olması için, (Falanca, gayri meşru iş yapıyor) demek.
3- Bid'at sahibiyle gezen birine, (Onunla gezme, o mezhepsizdir) demek.
4- Şahitlikte, (Falanca şöyle yaptı) demek.
5- İnsanları, açıktan günah işleyenlerden korumak için, mesela (O kumarbazdır) demek.
6- Gıybet edileni bir zarardan önlemek için, bunu önlemeye gücü yeten birine onun yanlış işlerini söylemek. Mesela, sigara veya bira içen çocuğun babasına gidip durumu bildirmek, babası da, onu önleyecek güçte ise, bu şikâyet çocuğun faydasına olacağı için caizdir.
7- Müslümanları, bid’at ehlinin zararlarından korumak için, bunların kitaplarının ve yazılarının bozukluğunu, sözle veya yazıyla bildirmek. [Bunu yapmak, aynı zamanda dinin emridir.]

Yukarıdakilere benzer bir fayda olmadan, sırf deşarj olmak için gıybet caiz olmaz.

15 Ocak 2013 Salı

DUA EDERKEN GÖĞE BAKMAK...


Dua ederken başı yukarı kaldırmak doğru değildir. Allahü teâlâ mekandan münezzehtir. Bazı bid’at ehli gibi, hâşâ, Allahü teâlâyı gökte sanmak çok tehlikelidir.

Buhari’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, namaz kılarken de göğe bakmak şiddetle men edilmiştir. (El-Envar)
 

28 Aralık 2012 Cuma

DUA NİÇİN KABUL OLMAZ 2...



Evliyayı vesile ederek, dua etmeli. Buhari’deki hadis-i şerifte, duanın kabul olması için, Peygamberleri ve salihleri vesile etmek gerektiği bildirilmektedir. (Hısn-ül-hasin) 
Mesela silsile-i aliyyenin isimleri okunup onların hürmetine dua edilmeli.
Din kardeşine gıyabında dua etmeli. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Müminin din kardeşi için, arkasından yaptığı hayır dua kabul olur. Bir melek, Allah bu iyiliği sana da versin der. Meleğin duası reddedilmez.)[İbni Ebi Şeybe] 

Beş vakit namazı doğru ve severek kılmalı ve sonra dua etmeli. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: 
(Beş vakit namazlardan sonra yapılan dua kabul olur.) [Buhari]

Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ buyuruyor ki: büyüklenmeyen, gününü Allah’ı anmakla geçiren, 
[Allah’ın razı olduğu işleri yapan] günahta ısrar etmeyip istiğfar eden, aç doyuran, garibi koruyan, küçüğe merhamet, büyüğe saygı gösterenlerin namazlarını kabul ederim. Böyle bir kimselerin istediklerini veririm, dua ederlerse, dualarını kabul ederim.) [Darekutni]

(Gizli-açık çok sadaka verin ki rızkınız bollaşsın, yardıma mazhar olasınız ve duanız kabul edilsin.) 
[İbni Mace]

(Allahü teâlâ, duanızı kabul eder. Dua ettim, hâlâ duam kabul olmadı diye acele etmeyiniz! Allah’tan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz.)
 [Buhari]

(Kim, Yunus aleyhisselamın balığın karnında iken ettiği duayı okursa, duası kabul olur.)
 [Tirmizi]

(Birinize dert ve bela gelince, Yunus Peygamberin duasını okusun! Allahü teâlâ onu muhakkak kurtarır. Dua şudur: “La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin”)
 [Tirmizi]

(Duasının kabul olmasını isteyen, darda kalanı ferahlandırsın!) 
[İbni Ebiddünya] 

(İstiğfara devam eden, her türlü sıkıntıdan ve geçim darlığından kurtulur, ferahlığa çıkar, ummadığı yerden rızka kavuşur.) 
[Nesai]

(Sıkıntılı iken duasının kabul edilmesini isteyen kimse, refahta iken çok dua etsin!) 
[Tirmizi]

(Sıkıntılı veya borçlu bir kimse, bin kere "La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim" derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.) 
[Şir’a]


HAYIRLI CUMALAR...

27 Aralık 2012 Perşembe

DUA NİÇİN KABUL OLMAZ...



Şartlarına uygunsa dua kabul olur. Hadis-i şerifte, (Rabbiniz kerimdir, kendine açılan eli boş çevirmekten hayâ eder, edilen duayı kabul eder) buyuruldu. (Tirmizi)

Duanın kabul olması için bazı hususlara dikkat etmek gerekir. Sebeplere yapışmadan istemek kuru bir temennidir. Yapılacak işlerden bazıları şöyledir: 
Önce günahlara tevbe etmeli, istiğfar okumalı, sadaka vermeli, imanını düzeltmeli, duanın kabul olacağına inanmalı, iki diz üzerine kıbleye karşı oturup, duaya başlarken, Sübhane Rabbiyel aliyyil a’lel vehhab demeli, euzü besmele çekip hamd ve salevat okumalı, duayı üçten fazla söylemeli! Kabul olmadı diyerek ümit kesmemeli, kabul olana kadar uzun zaman tekrar etmelidir! (Feraid)
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Emr-i marufu bırakırsanız dualarınız kabul olmaz.) [Bezzar]

(Bid'at ehlinin duası ve ibadetleri kabul olmaz.) [Deylemi]

(Kızını fasıkla evlendirenin duası kabul olmaz.) [Şir’a]

Farzları yapmayanın, mesela namaz kılmayanın duası kabul olmaz. 
Haramlardan sakınmayanın duası kabul olmaz. Ebülleys-i Semerkandi hazretleri, (Haram yiyenin, gıybet edenin ve haset edenin duası kabul olmaz) buyuruyor. Hadis-i şerifte de, (Duanın kabul olması için, yenilen ve giyilen helal olmalıdır) buyuruluyor. (Tergib-üs-salât)
İhlaslı ve salih olmaya çalışmalı. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: 
(İhlaslı olarak dua edin!) [Mümin 14, 65]

(Allahü teâlâ, ancak takva sahiplerinin [salihlerin amellerini, dualarını] kabul eder.) [Maide 27]

20 Aralık 2012 Perşembe

KOKU SÜRÜNMEK...

                                     


Koku sürünen, iyi giyinen; dünya lezzeti için veya gösteriş yapmak, öğünmek için yahut yabancı kadın ve kızlara şık görünmek için güzel giyinirse, günah işlemiş olur. 

Kadının, kocasına karşı, meşru olan ziynetlerini takarak, güzel koku sürünerek süslenmesi gerekir ve çok sevaptır. Kadınların sokağa çıkarken sürünmeleri haramdır. Kadınların koku sürmesi erkekleri cezbeder. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Bir kadın, cezbedici koku sürer ve erkekler de ona bakarsa, evine gelinceye kadar Allahü teâlânın gazabında olur.) [Taberani]

(Bir kadın, güzel kokular sürünüp, [kürk ve deri gibi] göz alıcı güzel elbiseler giyerek, bir toplumun önünden geçerse, o kadın zina işlemiş gibi günaha girer.) [İbni Hibban]

Bu kimse, sünnet olduğu için güzel koku sürünür, şık giyinirse; camiye saygı için, camide yanına oturan Müslümanları incitmemek için, temiz olmak için, sıhhatli olmak için, İslam’ın vakarını, şerefini korumak için niyet edince, her niyeti için ayrı sevaplar kazanır. Her mubah işte, hatta yiyip-içmede, uyumada ve helaya girmekte bile iyi niyet etmelidir. Niyetine göre sürme çekmek de günah veya sevap olur. Bir hadis-i şerifte, (Kişi gözünün sürmesinden de mesuldür) buyuruluyor. Tedavi niyetiyle sürme çekmek caizdir. (Bahr-ür-raık)


Koku sürünmekte ve diğer mubah işlerde niyetin önemi büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, sizin suretlerinize, mallarınıza bakmaz. Kalblerinize ve amellerinize bakar.) [Müslim]

(Allah için koku sürünen, misk gibi kokar halde, başka maksatlarla koku sürünen de leşten daha pis kokarak Mahşer yerine gelir.) 
[İ.Gazali]

6 Aralık 2012 Perşembe

KADINLARIN ŞEHİT OLMASI...



Müslüman kadının Cennete girmesi, şehit olması kolaydır. Bir kadın salih kocasına itaat ederse cihat sevabı kazanır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Müslüman bir kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar kocasına itaat edip namusunu muhafaza ederse, Cennete istediği kapıdan girer.) [İbni Hibban]

(Kadının cihadı, kocası ile iyi geçinmektir.) [Taberani]
(Koca hakkına riayet, Allah yolunda cihat etmek gibidir.) [Taberani]
(Hamile iken, doğururken veya lohusa iken ölen Müslüman kadın şehittir.) [Taberani]

(Müslüman kadın, hamilelikten doğuma kadar ve çocuğu memeden kesene kadar Allah yolundaki mücahid gibi olup ölürse şehit olur.)[Taberani]

(Müslüman kadın, hamile iken, gündüz saim, gece kaim ve Allah korkusu kendisinde galip olan bir mücahid sevabı hak eder. Onu ağrı tuttuğunda kendisine verilecek sevabı hiç kimse bilmez. Bebeğin her emişinde bir can ihya etmiş gibi sevap alır. Sütten kestiğinde ise, bir melek, onu takdir ederek, “haydi bir daha” der.) [Ebuşşeyh]
Saim = oruçlu demektir, kaim = gece kalkıp namaz kılmak, ibadet etmek demektir.

(Bir kadının kocası kendisinden razı olduğu halde hamile kaldığında Allah yolunda gündüz oruç tutup gece ibadet eden bir kişinin sevabı kadar ona sevap verilir. Doğum sancısı tutunca ona verilecek sevabı ancak Allahü teâlâ bilir. Doğum yapınca çocuğun emdiği her yudum süte karşılık kendisine bir sevap yazılır. Gece çocuk onu uykusuz bırakınca Allah rızası için 70 köle azat etmiş gibi sevap kazanır. Ey Selâme, bunları söylemekteki maksadımı biliyor musun? Namusunu muhafaza eden, kocasına itaat eden ve kocasından gördüğü iyilikleri inkâr etmeyen saliha hanımları kastediyorum.) [Taberani]
 

2 Ekim 2012 Salı

HAYZI DÜZENSİZ OLANIN NAMAZI...




Kız ilk olarak ve kadın âdetinden en az 15 gün sonra, kan görmeye başlasa, namazı ve orucu bırakır. Eğer, 3 gün olmadan kesilse, namazın son vaktine [o namazı kılacak] kadar bekler, abdest alıp namazını kılar. Kan gelirse, namaz kılmaz. 3 güne kadar böyle devam eder, gusül gerekmez. Çünkü bunun âdet kanı olmama ihtimali vardır. Yalnız abdest kifayet eder. 

Eğer, 3 günden sonra kan kesilse, yine namaz vaktinin sonuna kadar bekler, gelmezse, bu üç günün âdet kanı olduğu anlaşıldığından gusledip namazını kılar. Fakat gusletse bile, vaty helal olmaz. Kan geldiği müddetçe, 10 güne kadar böyle devam eder. 10 günden sonra gusledip namaza başlar. 10 günden sonra gelen kan istihaza olacağı için artık gusletmeden abdest alıp namazını kılar, vaty caiz olur.

1 Ekim 2012 Pazartesi

HAYIRLI İŞLER NAMAZ YERİNE GEÇMEZ...



İbrahim Muhammed Neşat hazretleri buyuruyor ki:
Namazı bilerek terk etmenin büyük günah olduğunu ve kaza etmek gerektiğini, cumhur-ı ulema bildirmektedir. İbni Teymiye, (Namazı kasten terk edenin kaza etmesi gerekmez. Kaza kılması sahih olmaz. Çok nafile kılması, çok hayrat ve hasenat yapması gerekir) dedi. Daha önce İbni Hazm da, böyle uygunsuz fikirler ortaya atmıştı.

İbni Teymiye ve İbni Hazm, bazı âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere, yanlış manalar vererek, Ehl-i sünnetten ayrıldılar. Böylece, hayırlı işlerin, namaz yerine geçeceği sapıklığını ortaya attılar. İslamiyet’te açtıkları yaraların en zararlı olanlarından biri de bu olmuştur. Hazret-i Ali’nin bildirdiği hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Farz borcu olan, kazasını kılmadan nafile kılarsa, boş yere zahmet çekmiş olur.) [Fütuh-ul gayb 48. makale]

Bütün Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki:
Özürlü ve özürsüz olarak namazı terk edenin, bunu kaza etmesi gerekir. (İbni Âbidin, Halebi, Cevhere, Tahtavi) 
Namazı, şer’i özürsüz vaktinden sonra kılmak, büyük günahtır. Bu günah, kaza edince affolmaz. Kaza ettikten sonra, ayrıca tevbe de gerekir. (Dürr-ül Muhtars.485)

26 Eylül 2012 Çarşamba

İFTİRA ETMEK..


İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Yalan söylemek ve iftira etmek haramdır, sakınmak lazımdır. Bu iki fenalık, her dinde de haram idi. Cezaları çok ağırdır. (C.3, m.34)

İftira büyük günahtır ve çok fenadır. Bunda yalan söylemek de vardır ki, yalan, her dinde haramdır. İftirada bir mümini incitmek de vardır ki, bu da, başkaca haramdır. Bunlardan başka, iftira etmek, yeryüzünde fesat çıkarmaya, ortalığı karıştırmaya sebep olur ki, bu da haramdır. (C.3, m.41)
Müslümanlara suizan, zulüm etmek, mallarını gasp etmek gibi ve haset, iftira ve yalan söylemek ve gıybet etmek gibi haramdır. (Hadika)
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: 
(Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söylerse, iftiraya uğrayan kimse, onu affedinceye kadar, Allahü teâlâ onu Cehenneme sokar.) [Ebu Davud]

(Bir müminde her haslet bulunabilir. Ancak hıyanet ve yalan bulunamaz.) 
[İbni Ebi Şeybe] 

(Yalan, münafıklıktan bir kapıdır.) [İbni Adiy] 

12 Eylül 2012 Çarşamba

NEFSE HAKİM OLMAK..


Nefsini terbiye eden ona hakim olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İnanıp nefsini ıslah edene korku ve üzüntü yoktur.) [Enam 48]

(Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiş, kötülükte bırakan, zarar etmiştir.)[Şems 8,9]

(Sana gelen iyilik Allah‘tan, her kötülük ise nefsindendir.) [Nisa 79]

(Hz.Yusuf dedi ki: Ben nefsimi temize çıkarmam, benim nefsim kötü şeyler istemez demiyorum, çünkü nefs, Rabbim acıyıp korumadıkça, hep kötülüğü emreder.) [Yusuf 53]

Allahü teâlâ her şeyden önce aklı yaratmış, ona ilim, zeka, hulus, doğruluk, cömertlik, tevekkül, korku, ümit gibi hasletler vermiştir. İşte, bu akılla müşerref olan kimse, cenab-ı Hakkın varlığını ve birliğini tasdik ederek, Onun rızasına kavuşur.

Günahlar nefse tatlı gelir. İbadetler ise nefse zor gelir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Cehennem nefse hoş gelen, Cennet ise nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle kuşatılmıştır.) [Buhari]

Mümin, nefsine aldanarak günah işleyebilir. Fakat, günah işlerken, aklı ve imanı onu üzer. İnsan, aklı ile iman eder. Nefse tatlı geldiği için de, günaha sürüklenir. Bundan dolayı, iman ile isyanın [günah işlemenin] aynı olmadığı, ayrı olduğu anlaşılır. Yani günah işleyene, ibadet etmeyene kâfir denmez. Bid’at fırkalarından bazıları, namaz kılmayana veya başka günah işleyene kâfir diyorlar. 

Bazı kimseler, hiç ibadet yapmaz, haramlardan sakınmaz, yani İslamiyet'e uymaz. (Allah kerimdir, beni de affeder) der. Burada nefs ve şeytan kendilerini aldatmakta, isyana sürüklemektedir. Aklı olan kimse, bunlara aldanmaz. Allahü teâlâ, kerim olduğu gibi, azabı da şiddetlidir. Bu dünyada, çoklarını fakirlik ve sıkıntılar içinde yaşattığını görüyoruz. Nice kullarını, hiç çekinmeden azaplar içinde yaşatıyor. Herkesi yaşatan O olduğu halde, yiyip içmeyen insanı yaşatmıyor. İlaç kullanmayan hastaya şifa vermiyor. Yaşamak, hasta olmamak ve mal sahibi olabilmek gibi, dünya nimetlerinin hepsi için sebepler yaratmış, sebebine yapışmayanlara hiç acımayıp, dünya nimetlerinden mahrum bırakmıştır. Ahiret nimetlerine kavuşmak da böyledir. Küfür, kalbi ve ruhu öldüren bir zehirdir. Tembellik de, ruhu hasta yapar. Bunlara ilaç yapılmazsa, ruh hastalanır, ölür. Küfrün ve cahilliğin biricik ilacı, ilimdir. Tembelliğin ilacı da, namaz kılmak ve diğer ibadetleri yapmaktır. 

Bir kimse, (Allah kerimdir bana zehir tesir etmez) diyerek zehir yiyip içse, hastalanır, ölür. İnsanların bedenleri nazik olduğu için, yiyip içmek, giyinmek ve barınmak gibi şeylere ihtiyaç duyar. Bunları bulmak ve İslamiyet'e uygun olarak kullanabilmek için, hazırlamak çok güçtür. Bu işlerin kolay ve rahat yapılması için, insanlarda Nefs denilen bir kuvvet yaratılmıştır. Nefs, bedene lazım olan şeylerin yapılmasını ister. Bu şeyleri fazlası ile yapmak ona tatlı gelir. Nefsin isteklerineŞehvet denir. Şehveti, akla danışmadan, ihtiyaçtan fazla yapması, kalbe ve bedene zarar verir, günah olur. 

İnsan, nefsini ne kadar aşağılarsa, Allahü teâlâ indinde kıymeti o kadar yükselir, kendine kıymet verenin, Allah katında kıymeti olmaz. O halde nefsimizi kibirlenmekten korumalıyız. İlmi olduğu halde, kibrin zararını bilmeyene âlim denmez. İnsanın ilmi arttıkça, Allah’tan korkması da artar, günah işlemeye cesaret edemez.


8 Ağustos 2012 Çarşamba

İTİKAF NEDİR? KADINLAR NASIL YAPAR?


Ramazan ayının son on gününde, gece gündüz bir camide kapanıp ibadet etmeye, itikaf denir.

Ramazan-ı şerifte itikaf, sünnet-i müekkededir. Ancak itikaf, sünnet-i kifaye olduğu için bir mahallede birkaç kişi itikafa girerse, diğerlerinden bu sünnet sakıt olur. Bu bakımdan imkanı olanlar itikafa girmelidir! İtikaf eden kimse camide yiyip içer, yatar. Abdest için dışarı çıkabilir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(İtikafta olan, günahlardan uzaklaşır, her iyiliği işlemiş gibi sevaba kavuşur.) [İbni Mace]

(Bir devenin iki sağımı kadar itikaf eden, bir köle azat etmiş gibi sevap kazanır.) [Tenvir]

(Ramazanda on gün itikaf eden, 2 defa [nafile] hac yapmış gibi sevap kazanır.) [Beyheki]

(Allah rızası için bir gün itikaf, insanı Cehennemden çok uzaklaştırır.)[Taberani, Hakim]

Sünnet iki türlüdür: Sünnet-i hüda ve sünnet-i zevaid. Camide itikaf etmek, ezan okumak, ikamet getirmek ve cemaat ile namaz kılmak sünnet-i hüdadır. Bunlar, İslam dininin şiarıdır. Bu ümmete mahsustur. (Hadikat-ün-nediyye)

Resulullah efendimiz buyurdu ki:
(Mirac gecesi, beşinci göğe geldiğimde, Osman’ın suretini gördüm. Bu mertebeye ne ile eriştin dedim. Mescidde itikaf etmekle dedi.) [Menakıb-ı Cihar Yâri Güzin]

İtikaf; oruç, namaz gibi adak olunur. Çünkü başlı başına bir ibadettir. Hastam iyi olursa, itikafa gireceğim denmez. Hastam iyi olursa, Allah rızası için, şu kadar gün itikafa gireceğim demek adak olur. (S.Ebediyye)

İtikaf gibi başlı başına ibadet olan bir şeyi nezredenin, bunu yerine getirmesi gerekir. (Dürer)

Kadınlar camide itikaf yapmaz. Evde ise şarta bağlıdır. Eğer mescit olarak kullandığı bir oda varsa, o odada itikafa girebilir. Yemek yapmak, temizlik gibi ev işlerinin hiç biri yapılmaz. Sadece ibadetle uğraşılır. Abdest gibi zaruri işleri yapmanın mahzuru olmaz.

Ramazanın son on gününde olanı sünnet-i kifayedir. Az itikaf da yapılabilir. Bir gün veya birkaç saat gibi. İtikafa girenin oruçlu olması şarttır. Sadece Şafii mezhebinde oruçlu olma şartı yoktur. Diğer üç mezhepte oruçlu olmak şarttır. İmkanı olan kadınların evde itikafa girmesi, unutulmuş bu sünneti ihya etmesi ve sünneti ihya etme sevabına kavuşmaları çok iyi olur.
http://www.ailevekadin.com

4 Ağustos 2012 Cumartesi

İFTARI GECİKTİRMEK CAİZ Mİ?



Akşam vaktinin girdiği kesin olarak biliniyorsa, önce hurma, su gibi bir şey ile oruç açılır sonra namaz kılınır. Yemeği tezce yiyip sonra namaz kılmak da caizdir. Ancak iftar sofrasında çeşitli yemekler olduğu için, akşam namazı gecikebilir. Namaz mekruh vakte kalabilir. Bu bakımdan önce namazı kılmak ve sonra yavaş yavaş yemeği yemek daha uygun olur. Vaktin girdiği kesin belli değilse, önce namazı kılmak gerekir. Daha sonra vaktin girmediği anlaşılırsa, namazı iade etmek mümkündür. Fakat vakit girmeden oruç açılırsa, oruç bozulmuş olur. O anda telafisi de mümkün olmaz. 

Hadis-i şerifte, (İftarı acele edin) buyuruldu. (Hakim) 
Acelenin son vaktinin, muteber kitaplarda, yıldızlar görününceye kadar olduğu bildiriliyor. Bu da takriben akşam vakti girdikten yarım saat sonradır. Hadis-i şerifte, (Yıldızlar görünmeden iftar eden, sünnetimle amel etmiş olur)buyuruldu. (İbni Hibban)

Güneşin battığı iyi anlaşılınca, önce Euzü ve Besmele okuyup, (Allahümme yâ vâsi'al-magfireh igfirli ve li-vâlideyye ve li-üstâziyye ve lil-müminine vel müminât yevme yekûmülhisâb) denir. Bir iki lokma iftarlık yiyip,(Zehebezzama' vebtelletil-urûk ve sebetel-ecr inşâallahü teâlâ) denir ve yemeğe başlanır. 

Ramazanda şöyle dua da edilir: 
Ya Rabbi, Ramazan-ı şerifin şefaatine nail eyle! Ramazan-ı şerifte af ve mağfiret eylediğin ve Cehennemden azat eylediğin kulların arasına bizleri de dahil eyle!


http://www.ailevekadin.com/

26 Temmuz 2012 Perşembe

ORUÇ'U BOZAN ŞEYLER....



Ramazan orucunu bozup, yalnız kaza gerektiren şeyler şunlardır: 
1- Boğaza kar ve yağmur kaçması, 
2- Astım spreyi kullanmak, 
3- Zorla bozdurulmak, 
4- Burna sıvı ilaç koymak, 
5- Burna kolonya çekmek, [Koklamak bozmaz.] 
6- Mukimken oruca başlayıp, sefere çıkınca yiyip içmek, 
7- Ud ağacının, amberle tütsülenip dumanının çekilmesi, 
8- Başkasının içtiği sigara dumanını isteyerek çekmek, 
9- Kulağın içine ilaç damlatmak, kulağı ilaçlı suyla yıkamak, 
10- Derideki açık yaraya konan sıvı ilacın sindirim yoluna girmesi, 
11- Vücuda ilaç şırınga etmek, 
12- İsteyerek, zorlayarak ağız dolusu kusmak, 
13- Dişi kanayanın ağzındaki kanı yutması veya tükürükle eşit miktarda karışık kanı yutması, 
14- İmsak vaktinin bittiğini bilmeden yiyip içmek, 
15- Güneş battı zannederek orucunu bozmak, 
16- Dişlerin arasında kalan nohut kadar şeyi yutmak, 
17- Buruna çekilen suyun ağızdan çıkması, 
18- Abdest alırken boğaza su kaçması, 
19- Kâğıt, taş, pamuk, ot, pişmemiş pirinç gibi ilaç ve gıda olmayan şeyi yutmak, 
20- Makattan veya kadınların önden fitil kullanması, 
21- Oruçlu olduğunu unutup yediğinde, orucu bozuldu sanarak, bilerek yemeye devam etmek, 
22- İmsak vaktinden sonra niyet edenin, gün içinde orucunu kasten bozması, 
23- Denize girince veya guslederken makattan su girmesi, [Hanbeli’de bozmaz.] 
24- Dil altına konan ilacı emmek, 
25- Makata konan pamuğun veya başka şeyin hepsinin içeri girmesi, 
26- Basur memesinin, taharetlendikten sonra, ıslak olarak içeriye girmesi, 
27- Mastürbasyon yapmak, 
28- Vücuda giren ultrason veya endoskopi cihazında ilaç, merhem olması, 
29- Lavman yaptırmak, [Mâlikî’de bozmaz.] 
30- Özel olarak su buharı teneffüs etmek, 
31- Yaş parmağı, ön veya arka tarafa sokmak, [Hanbeli’de bozmaz.] 
32- Burundan genze giden kanı yutmak, 
33- Açlığa veya susuzluğa dayanamayarak yiyip içmek, 
34- Bayılanı ayıltmak için veya uyuyanın ağzına su akıtmak.




6 Temmuz 2012 Cuma

FİTNEYE SEBEP OLMAK HARAMDIR.



İlmi siyaset diye bir ilim var, o ilmi bilmeyen her zaman rezil olur. Müdara ilmi var, bunu da bilmeyen sıkıntılara girer. Fitneye sebep olmak haramdır. Hadis-i şerifte(Ehli olmayana ilim öğretmek domuza inciden gerdanlık, kolye takmaya benzer) buyuruluyor. Bilmeyene dinden bahsetmek fitneye de sebep olur.

İnsanlara akılları ölçüsünde, anlayacağı şekilde, anlayacağı kadar konuşmak lazım. Aynı tabip gibi olmak lazım. Tabip ne yapıyor? Önce hastayı dinliyor, muayenesini yapıyor. Gerekirse röntgen çektiriyor, tahlil yaptırıyor. Ancak hastalığı teşhis ettikten sonra lüzumlu ilacı veriyor. Aç karnına veya tok karnına içeceksin, suyla içeceksin, sütle içeceksin diyor. Şunları şu kadar yiyeceksin, şunları yemeyeceksin diyor. Yani perhiz yapacaksın diyor. Yani hastanın, hastalıklarını doğru teşhis edip, doğru ilacı, doğru zamanlarda veriyor. Bunları yapmazsa, yahut eksik veya yanlış yaparsa, hastasına zarar verebilir, hatta ölümüne sebep olabilir. 

Dini anlatmak, öğretmek de buna benziyor. Üstelik faydası veya zararı daha fazla, mukayese bile edilmez. Ebedi Cennet nimetleriyle Cehennem azaplarıyla, dünyadaki rahatlık veya sıkıntı hiç mukayese edilir mi? Ehliyeti olmadan her önüne gelenin doktorluk yapamıyacağı gibi herkes de dini anlatamaz. İslam âlimlerine uymak lazım, dört hak mezhepten birine uymak lazım. Onlar da dinin mütehassıslarıdır. O mübarek insanlara uyan rahat eder, uyan doğruya kavuşur, uyan hem dünya hem ahiret saadetine kavuşur. Hacısı da hocası da, âlimi de cahili de bu büyük zatlara tâbi olmalıdır. Hem kendi rahat eder, hem de insanlara iyilik eder, kötülük etmemiş olur. Kaş yapayım derken göz çıkartmamış olur. 

23 Nisan 2012 Pazartesi

İNSAN NİYE YARATILDI???



Hadis-i kudside, (İnsanları, beni tanımakla şereflenmeleri için yarattım)buyuruldu.
Bu şerefe kavuşup kavuşmama tercihini de kullarına bıraktı. Ateistlerin, (Biz Allah’a inanmıyoruz, Allah’ı tanımakla şereflenmediğimize göre, Allah’ın maksadı hasıl olmadı) demeleri yanlıştır. Çünkü, çok kimse, belli bir yaşa gelince, Allahü teâlâyı tanımaya başlıyor. Kâfir kalıp hiç tanımasa bile, zaten tercih kullara bırakılmıştı. Kâfirler de, ahirete gidince tanıyacaklar. Tanımayan hiç kimse kalmayacaktır.

Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Cin ve insanları ancak, beni bilip itaat, ibadet etmeleri için yarattım.)[Zariyat 56]
Bu âyet-i kerime gösteriyor ki, cin ve insanların yaratılması, Allahü teâlâyı tanımaları içindir ki, bunlar için şeref ve saadettir. Yoksa, Onun bir şey kazanması için değildir. Hadis-i kudside, (Tanınmak için her şeyi yarattım) buyurması,(Onların beni tanımakla şereflenmesi için) demektir. Yoksa, (Tanınayım ve onların tanıması ile kemal bulayım) demek değildir. Bu mana, Allahü teâlâya layık değildir. (Mektubat-ı Rabbani 266)

Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Yerde olan her şeyi sizin için yarattım.) [Bekara 29]

İki hadis-i kudside buyuruluyor ki:
(Seni kendim için yarattım. Başka şeylerle oyalanma!) [İslam Ahlakı]

(Ey Âdem oğlu, sizi kendim için yarattım. Her şeyi de sizin için yarattım. Senin için yarattıklarım, seni, kendim için yaratılmış olduğundan alıkoyup gâfil ve meşgul etmesin.) [İslam Ahlakı]

Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Sizi abes olarak, oyuncak olarak mı yarattım? Bize döndürülmeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?) [Müminun 115]

(Bizim ibadetimize Allah’ın ihtiyacı yoktur, günahlarımız da ona zarar vermez) diyen kimse, perhiz yapmayan hastaya benzer. Doktor bu hastaya, perhiz tavsiye etse, bazı ilaçlar verse, bu hasta da, “Perhiz yapmazsam, ilaçları almasam doktora hiç zararı olmaz, perhiz yapmamın ve ilaçları almamın ona bir faydası olmaz” diyerek, perhiz yapmasa ve ilaçları kullanmasa, elbette doktora zararı olmaz, ama kendine zarar verir. Doktor, kendine faydası olduğu için değil, onun hastalıktan kurtulması için, perhiz yapmasını, ilaç kullanmasını tavsiye ediyor. Doktorun tavsiyesine uyarsa, şifa bulur, uymazsa, hastalığı artarak ölür gider. Tabibin bundan hiç zararı olmaz. (İşlediğim günahların Allah’a zararı olmaz, ibadetlerimin de faydası olmaz) diyerek Allahü teâlâya isyan edip ibadet etmekten kaçanlar da Cehenneme gider.
 


2 Nisan 2012 Pazartesi

DUA BOŞA GİTMEZ..



 Dua boşa gitmez. İki hadis-i şerif meali de şöyledir: 
(Rabbiniz, elbette hayâ ve kerem sahibidir. Kulları ellerini kaldırıp bir şey istedikleri zaman, onların ellerini boş çevirmekten hayâ eder.) [Tirmizi, Ebu Davud]

(Allahü teâlâ buyurdu ki: Ey insanoğlu, bana ortak koşmadan kulluk edersen, amelinin karşılığını veririm. Dua istemek senden, kabul edip vermek de bendendir.)
 [Taberani]

Allahü teâlâ, (Duanızı kabul ederim, elinizi boş çevirmem) buyuruyor. Demek ki boşa gitmiyor. Ama bizim isteğimiz olmayınca boşa gittiğini sanıyoruz. Kitaplarda diyor ki:
Dua sebebiyle ya günahlar affolur, ya gelecek bir bela önlenir, ya mevcut bir bela kalkar, yahut ahirette büyük sevaba kavuşulur. (Şir’a)
Demek ki, dua sayesinde, günahlarımız affediliyor, gelecek bir bela önlenmiş oluyor, mevcut bir bela veya dert kalkıyor yahut dua sebebiyle sevaplara kavuşuyoruz. İki hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Dua eden, üç şeyden hali değildir: Ya günahı affolur veya hemen hayırlı karşılığını görür, yahut ahirette mükafatını bulur.) [Deylemi]

(Kul bir dua ettiği zaman, isteği yerine gelmezse ona bir hasene 
[sevap] yazılır.)[Dare Kutni]

Geciken dua da olur elbette. Onun da hikmetleri vardır. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Mümin dua ettiği zaman, Allahü teâlâ, Cebrail aleyhisselama, "İsteğini hemen yapma, ben onun sesini seviyorum" buyurur. Facir dua edince de, "Bunun isteğini hemen yerine getir, ben onun sesini sevmiyorum" buyurur.) [İbni Neccar]

Cenab-ı hak duanın kabulünü geciktirince de çok nimet verecek demektir. Onun için acele edip duam niye kabul olmuyor dememelidir. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Günah olan bir şey için veya akrabalık bağının kesilmesi için dua edilmedikçe yahut acele edip de, “Dua ettim de kabul olmadı” denmedikçe, edilen dua kabul olur.) [Müslim]

19 Mart 2012 Pazartesi

BİR BABA KIZINI EVLENDİRECEĞİ ZAMAN...




Kızını evlendireceği erkeğin salih Müslüman olmasına, Ehl-i sünnet itikadında olmasına, namaz kılmasına, içki içmemesine yani İslamiyet’e uymasına ve nafaka kazanacak kadar iş sahibi olmasına dikkat etmeli. Kızını bu vasıfta olan ile evlendirmeyen, evladını felakete sürüklemiş, Cehenneme atmış olur.


Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kızını fasık bir erkekle evlendirene, her gün bin lanet iner, onun ibadetleri ve duası kabul olmaz, farz ve nafilesi makbul değildir.) [Şir’a şerhi] [Fasık, açıktan günah işleyen demektir. Mesela namaz kılmayan, tesettüre riayet etmeyen fasıktır.]

(Kızını veya aile fertlerinden birini içki içene veren, onu ateşe atmış olur.)
 [Deylemi]

(Fasık erkekle evlenmeye razı olanın, kabrinden kalkarken alnında, "Allah’ın rahmetinden ümidini kesmiş" yazısı bulunur.)
 [M.Cinan]

(Kızını evlendirmek, onu elden çıkarmak demektir. O halde kızınızı evlendirirken nereye verdiğinize dikkat ediniz!)
 [Beyheki]

(Kızını fasıka veren, Allahü teâlânın emanetine hıyanet etmiş olur. Emanete hıyanet edenin gideceği yer, Cehennemdir.)
 [S. Ebediyye]

(Kızını fasıka veren kimse, melundur.)
 [S. Ebediyye]

(Şefaatime kavuşmak isteyen kızını fasıka vermesin!)
 [Şir’a]
 

14 Mart 2012 Çarşamba

HANGİ KİTABA İTİBAR EDİLİR.

Sual: Bir din kitabına itibar edebilmek için, mutlaka önceki asırlarda yazılmış kitaplardan nakli esas alması mı gerekir? Bu kitaplarla günümüzde yazılanların farkı ne?
CEVAPII. Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesiyle, din işlerine de fesat karıştı. İttihatçı olan din cahilleri ve masonlar, din işlerinde yüksek mevkilere getirildi. İlk iş olarak, Abdülhamid Han’ın son şeyhülislamı Muhammed Ziyaüddin efendi, vazifesinden alındı. Bu yüksek makama, 1910’da Musa Kazım getirildi. Bu zat, ittihatçı ve masondu. Bunun gibi, İslamiyet’e uymayan hareketlerinden ve dine aykırı yazılarından dolayıAbdülhamid Han tarafından uzaklaştırılmış olan bölücü kimseler, İstanbul’a getirilip, kendilerine din işlerinde vazifeler verildi. Bu cahil ve partizan kimseler, bozuk, sapık din kitaplarının yazılmasına, yayılmasına önayak oldular. 

II. Abdülhamid Han zamanında yazılan din kitapları, bir ilim heyeti tarafından tetkik edilirdi. Tasdik edilip, izin verilenler bastırılırdı. Bunun için, o tarihlerde basılan din kitaplarına güvenilir. 1909’dan sonra din kitapları, yetkili âlimler tarafından kontrol edilmez oldu. İşte bunun için, bu kitaplardan, ancak vesika vererek, salih kimseler tarafından nakledilen bilgilere güvenilir. Mezhepsizlerin, kendi kafalarına göre yazdıkları, eksik ve yanlış naklettikleri yazıları ve bozuk kitapları okumak caiz olmaz. 


mehmet ali DEMİRBAŞ ın türkiye gazetesindeki bu günki yazısı.

12 Mart 2012 Pazartesi

HATİM BİR KİŞİNİN OKUMASIDIR.


Hatim bir kişinin okumasıdır

Sual: (Okunan Kur’an lamba gibidir. Bir lamba için birisi gazyağı, diğeri fitil, bir başkası kibrit getirse lamba yandığında, herkes tam bir lambaya sahip olur ve lambadan istifade eder. Bunun gibi, değişik cüzleri okuyup Kur’an-ı kerimi hatmeden kimseler de böyle manevi bir lamba yakmışlardır. Böylece Kur’an hatmedilmiş olur) deniyor. Herkes başka bir cüzü okursa, hatim sevabı hâsıl olur mu?
CEVAPHayır, hatim sevabı hâsıl olmaz. Böyle, nakli esas almayan aklî kıyaslar, dinde geçerli olmaz. Fıkıh kitaplarımızda deniyor ki:
Kur’an-ı kerimi Fâtiha’dan başlayıp İhlâs sûresine kadar okuyup, sonra olan birkaç sûreyi başkasına emredip okutsa, o da birinciye vekil olarak kalan sûreleri okursa, hatim okumuş olmaz. Dinleyenler de, hatim sevabına kavuşamaz. (Behcet-ül-fetava)

Farklı cüzleri okumuş olanlar, sevabını, ölülerin ruhlarına ayrı ayrı hediye etseler veya birisi, hepsi için hediye etse, yani hatim duası yapsa, okuyanlar da âmin deseler, âyetlerin sevablarının toplamı, ölülere de verilir, fakat hatim için vaat olunan sevaba kavuşamazlar. Bir hatmi, yalnız bir kişinin okuması ve sevabını, bunun bağışlaması gerekir. Duasını yaptırmak üzere başkasına hediye etmesi de caizdir.

Ölü için, çeşitli kimselerin sessiz olarak çeşitli cüzler okuyup, Kur’an-ı kerimi hatmetmeleri ve her birinin okuduğunun sevabını ölünün ruhuna göndermeleri veya birinin, hepsi için hediye etmesi yani hatim duasını yapması, okuyanların da âmin demeleri caiz olur ve çok faydalı olur, ama bu suretle hatim sevabı hâsıl olmaz. Hatmi bir kişinin okuması veya bir kişinin, daha önce okumuş olduğu hatmin sevabını hediye etmesi lazımdır. Secde âyetini okumak da böyledir. Çeşitli kimselerin okudukları kelimeler toplanarak, bir kişi bütün âyeti okumuş gibi yapılamaz, çünkü Kur’an okumak için, kimse başkası yerine vekil yapılamaz. (S. Ebediyye

siteyi ziyaret etmek için burdan buyurun

30 Ocak 2012 Pazartesi

SORU-CEVAP

Sual: Cep telefonuyla müzik de dinleniyorsa, TV’de haber ve dizi seyrediliyorsa, yine çalgı çalan alet hükmüne girer mi? Cep telefonunu sırf konuşmak için kullananın ve TV’de sadece haber ve dizi seyredenin, bu kullanış maksadı, hükmü değiştirir mi? Yani bunların bulunduğu odada kılınan namaz mekruh olur mu? CEVAP Elbette mekruh olur. Çünkü S. Ebediyye’de, (Çalgı da dinlenen ve bakması haram olan resimlerine de bakılan şeyler, çalgı aleti gibidir) deniyor. Kapalı da olsa, çalgı çalmasa da, yine o odada namaz kılmak mekruh olur. İçki, kumar, çalgı aleti bulunan mahalde namaz kılmanın mekruh olduğu, buraya rahmet meleklerinin girmeyeceği ve burada yapılan duanın kabul olmayacağı Tergib-üs-salât ve Nisab-ül-ahbâr’da bildirildiği S. Ebediyye’de yazılıdır. Bir odada herhangi bir çalgı aleti bulunsa, çalınmasa da, o odada namaz kılmak mekruh olduğu gibi, TV kapalı da olsa, orada namaz kılmak mekruh olur. İçki içilmese de, içki bulunan odada namaz kılmak da mekruhtur. Bilgisayarda günah da işleniyorsa, mesela ara sıra açık kadınlara da bakılıyorsa veya müzik çalınıyorsa, o odada namaz kılmak mekruh olur. Namazı mekruh etmesi için TV’de hep açık kadın bulunması ve hep çalgı çalınması şart değildir. Ara sıra açık kadın gösterilse de, ara sıra müzik çalınsa da, çalgı aleti hükmündedir. S. Ebediyye’de (Çalgı da dinlenen) ifadesi geçiyor. (Hep çalgı çalan) denmiyor. Çalgı aleti olarak TV’yi kullanmasak da, TV yine çalgı aleti hükmündedir. Çünkü TV’de çalgı da çalınıyor. Günümüzde çalgı çalınmayan ve açık kadın gösterilmeyen TV de yoktur. Her iki yönden, TV bulunan odada namaz kılmak mekruh olur. Cep telefonunda çalgı da çalınıyorsa, internete girilip günah işleniyorsa, o da çalgı aleti gibidir. Telefon zilinin bile melodili olması mekruhtur. Hele çalgı dinleniyorsa, o odada namaz kılmak mekruh olur. Namaza mani olan işte hayır yoktur
 Namaz, dinin direği, müminin miracıdır,
Hasta olan kalblerin, şifalı ilâcıdır.
 Namaz, korur insanı, çirkin, kötü işlerden,
Frenler sahibini, yanlışa gidişlerden.
 Kararmış gönüllere, namaz nurlu ışıktır,
Namazı doğru kılan, Allah'a da âşıktır.
 Namaz kılanın ancak, kirli kalbi pak olur,
Mahşerde bir ay gibi, onun yüzü ak olur.
 Mahşer günü sıcakta, güneşe bir gölgedir,
Kurtuluş için ferman, en geçerli belgedir.
 Namaz, Müslümanları, birbirlerine bağlar,
 Küskünü barıştırır, nice dostluklar sağlar.
 Haramlardan kaçanın, gider kötü emeli,
Namazla değer bulur, diğer bütün ameli.

 Namaza mani olan işte bir hayır yoktur,
 Ehl-i sünnet olana, müjdeler gayet çoktur.
 Namazı kılan bulur, huzuru ve rahatı,
Bir şimşek çakar gibi, uçup gider Sırat’ı.
 Namazı doğru kılan, kavuşur çok nimete,
 Hiç sıkıntı çekmeden, doğru girer Cennete.
 Namaz kılan, kurtarır yıkılmaktan dinini,
Hoca, namaz kılmayan, nâra atar kendini.
 DİNİMİZ İSLAM.COM