KIYMETLİ YAZILAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KIYMETLİ YAZILAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2013 Perşembe

ÖLÜM MÜMİNE HEDİYEDİR..

                                


Ebû Osmân-ı Hayrî “rahmetullahi teâlâ
aleyh” hazretleri, bir günkü sohbetinde;
“Ölüm, mü’mine hediyedir, ni’mettir.
Günâhı olanlara ise büyük musîbettir.
Fakîrlere rahatlık, zenginlere azabtır.
İnsan ölümü istemez. Halbuki ölüm,
ona hayırlıdır” buyurdu.
“Niçin hayırlıdır efendim?”
dediklerinde;
“Çünkü sâlih olan bir mü’min, ölümle
dünyânın eziyet ve yorgunluğundan
kurtulur. Zâlim kimselerin ölümüyle
de memleketler ve insanlar, rahata
ve huzura kavuşur” buyurdu.

30 Kasım 2013 Cumartesi

EN BÜYÜK GÜNAH NEDİR??


Ahmet Mekkî Efendi “rahmetullahi
teâlâ aleyh” hazretlerine, bir gün gençler;
“En büyük günah nedir efendim?”
diye sordular.
“İnsanların kalbini kırmaktır”
buyurdu.
“Hiç kimsenin mi kalbini
kırmıyacağız efendim?”
dediklerinde;
“Evet, hiç kimsenin. Hatta kâfirin de
kalbini kırmak dînimizde haramdır”
buyurdu.

 

27 Ekim 2013 Pazar

ŞÜKREDENLE SABREDENİN HİKAYESİ...

Medine’nin kadınları hem güler yüzlü, hem de güzel yüzlüdür…Ancak Hifa Hatun bir başka güzeldir. Aynı zamanda oldukça da varlıklıdır.
Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki , kadınlar onu canları kadar severler, oğlu, erkek kardeşi ya da ağabeyi olanlar , Hifa’yla akraba olmak isterler.
Hele erkekler…Araya hatırlıları koyup , izdivaç teklif ederler.
Hifa Hatun’un methi hızla yayılır ve çok uzaklara gider. Pek çok erkek Hifa Hatun’la evlenebilmek için âdeta can atar. Hekimleri ,tüccarları bırakın bir yana , Necaşi gibi imparatorlar, vezirler, sultanlar bile sıraya girer…Taliplerin önü arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer, kimi mücevherler döker , kimi yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlar, kimi ise köşklerinin anahtarlarını önüne atar…
“EVLENMEN LÂZIM”
Ancak Hifa Hatun hiçbirini kabul etmez. Hiçbirine dönüp bakmaz bile …Çünkü o, sadece Allah’ın rızasını diler. Bir başka ifadeyle , Hifa’nın hedefi sabrederek rızayı İlahi’yi kazanmaktır.
Bir gün Efendimiz’in ( Sallallahu aleyhi ve sellem) huzuruna çıkıp “Ey Allah’ın Resûlü, beni Cennet’e götürecek bir şeyler öğretir misiniz bana…” der. Doğrusu o, Peygamber Efendimiz’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) “gündüzleri oruç tut” ya da “geceleri namaz kıl” gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat Efendimiz ; “Önce evlenmen lâzım” buyururlar.Sonra da devam ederler; “Zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!..”
Hifa Hatun , büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve “Siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım Yâ Resulallah” der.
O elbette ki sıradan bir hanım değildir ve onu nikâhına alacak erkeğin de “özel” birisi olması gerekmektedir. Hazret-i Rasûlullah ( Sallallahu aleyhi ve selllem) her zaman olduğu gibi pratik bir çare bulur ve “Yarın sabah mescide ilk gelenle evlen” buyurur. Bu teklifi duyan Hifa Hatun’un talipleri de erken kalkmak için tedbirler düşünür kendilerince hazırlık yaparlar…
Bu haberi Hazret-i Süheyb isimli sahabe de duyar ama pek dikkate almaz. Zira o , fakir ve kimsesiz biridir. Gariptir. Evi, yurdu da yoktur. Karnını bile zor doyurur. Kâh ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır…Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgâr sert esse ayaklarını yerden kaldırır.
Ama işe bakın ki, o gece Allahü teâlâ , bütün sahabelere derin bir uyku verir. Hifa Hatun’un talipleri , gözlerine çöken uyku ağırlığına yenik düşerler. Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve mescide girecek ilk sahabeyi bekler.
Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge belirir ve Hazret-i Süheyb( Radıyallahu anh) içeri girer. Böylece zayıf ve fakir haliyle Hifa’yla evlenmeye hak kazanan kişi o olmuştur.
Resûlullah Efendimiz ( Sallallahu alehi ve sellem) namazdan sonra Hifa Hatun’u çağırtıp neticeyi bildirir. Hifa Hatun büyük bir teslimiyetle kabul eder.
Âlemlerin Efendisi (Sallallahu aleyhi ve sellem) güzel bir hutbe okur ve nikâh akidlerini yaparlar. Sonra talihli sahabeye döner ve “Ey Süheyb, şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür” buyururlar. Süheyb( Radıyallahu anh) , ellerini çaresizlikle iki yana açar ve kemal-i edeple;
“Yâ Rasulallah, benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var” der.
Bunu duyan Hifa Hatun, kocasının boynunu daha fazla büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve “Filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim, Yâ Süheyb!” der. 
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu duruma çok hislenirler, onlara hayır dualar ederler.
Hazret-i Süheyb (Radıyallahu anh) o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru biraz da çekinerek konağa gider. Hifa Hatun, kocası Süheyb’i büyük bir nezaketle ve güler yüzle karşılar. Süheyb, kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve Hifa’ya dönerek; “Yâ Hifa , biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin ; ben ise senin için sadece mihnetim. Benim şükretmem gerek , senin ise sabretmen gerek !..İster misin şu geceyi ibadet ve taatla geçirelim. Zira Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir sohbetinde , Cennette yüksek bir çardak vardır, orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar, demişlerdi…”
Ardından tekrar sorar:
“Ne dersin Yâ Hifa…?”
“Elbette senin söylediğin gibi yapalım” der Hifa . Ve öyle de yaparlar.Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail aleyhisselam bu olup biteni Resulullah Efendimiz’e (Sallallahu aleyhi ve sellem)anlatır ve onları Allahü teâlâ’nın Cenneti ve cemaliyle müjdeler.
Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem), Hazret-i Süheyb’i yanlarına oturtur ve “Ey Süheyb, gece geçirdiğin hali sen mi anlatırsın, ben mi anlatayım?” diye buyururlar.
Süheyb , gözlerini yumar , zor duyulan bir sesle “En iyisini , en doğrusunu siz bilirsiniz ey Allah’ın Resulü” diye cevap verir.
Efendimiz ( Sallallahu aleyhi ve sellem) buyururlar;
“Ne mutlu size , ikiniz de Cennetliksiniz ve Allahü teâlâyı görenlerden olacaksınız.”
YAN YANA DEFNEDİLDİLER
Bunun üzerine Hazret-i Süheyb (Radıyallahu anh) derhal secdeye kapanır ve gözyaşlarıyla yalvarır;
“Ey Allah’ım ! Sen ki beni mağfiret ettin , bari günahlara bulaşmadan canımı da al…”
Mevlâ teâlâ kalpten yapılan bu yanık duayı kabul eder ve Hazret-i Süheyb( Radıyallahu anh) secdede vefat eder.
Mescitte bulunanlar ağlarlar. Muhbir-i Sâdık Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) bunun üzerine “Size daha şaşılacak bir şey söyleyeyim mi?” diye buyururlar ve ardından devam ederler;
“ Şu anda Hifa da ruhunu Hakk’a teslim etti…”
Süheyb’le Hifa’nın namazlarını , âlemlere rahmet olarak gönderilen Resulü’s-Sakaleyn Efendimiz kıldırırlar…
Sahabe-i Kirâm ikisini Cennet-ül Bâki’ye yan yana defnederler. Başuçlarına da küçük bir tahta koyarlar;
Birine “Şükredenlerden Süheyb” yazarlar…
Öbürüne ise “Sabredenlerden Hifa”…
Mekânları elbette cennettir…
Ruhlarına Fâtihâ..!

22 Ekim 2013 Salı

HER KAPTAN İÇİNDEKİ DIŞINA SIZAR...



Güzel ahlaklı olmalı, herkese iyilik etmeli. (Ama bu, iyiliğe lâyık değil) diyerek iyilikten vazgeçmemeli. Karşımızdaki ne olursa olsun, biz kendimize bakmalıyız. Hiçbir zaman kan kanla, idrar idrarla temizlenmez, ikisi de su ile temizlenir. Biz su olalım da, o ne olursa olsun!
İnsanlar hangi ahlak ve fazilet üzere ise, ona göre konuşur ve davranır. Peygamber efendimiz, (Her kaptan içindeki sızar) buyuruyor. Su kabından su, şarap kabından şarap dökülür. Yani her kapta ne varsa, dışarıya o sızar. İnsanda da, kalb denilen bir kap vardır. Buna ne doldurursak, ağzımızdan o çıkar ve yaptıklarımız da ona uygun olur. Mesela kalbde cömertlik varsa, elinde ne varsa verir. Bu kalbde ne güzellikler varsa, etrafımızdakilere ona uygun davranırız. Ama eğer içimiz fısk fücur, intikam, hırs, can yakıcı duyguyla doluysa, daima etrafına sıkıntı veren insanlar oluruz.
Bazı büyük zatlar bazen öyle kimselerle ortaklık kurarlardı ki talebelerin aklı ermezdi. Hatta bazıları (Bu adamla işbirliği yapılır mı?) diye şüpheye düşerlerdi. Ama birlikte iş yaptıkları o bozuk ahlaklı kimseler, hayatları boyunca hep o zatlara dua etmişlerdir. Çünkü onlar da insandır, bir güzellik gördükleri zaman, onlar da hayran olurlar ve ahlakları değişir.
Bir gün biri İsa aleyhisselama çok hakaret eder, kötü şeyler söyler. En sonunda İsa aleyhisselam, (Bana söyleyeceklerin bitti mi?) buyurur. (Bitti) cevabını alınca, (Ben peygamberim. Eğer hastan varsa, dua edip iyileşmesine sebep olayım. Paran yoksa, para temin edeyim. Bir üzüntün varsa çare olayım. Benden ne istiyorsun?) buyurur. Adam çok şaşırır ve oradan ayrılır. İsa aleyhisselam, çirkin hakaretlere karşı çok güzel şeyler söylemiştir. Havariler İsa aleyhisselama, (Bu kişi size hakaret etti. Siz ise tam aksini söylediniz, üstelik yardımcı olmak istediniz. Bunun hikmeti nedir?) dediler. (Herkes, yanında ne varsa ondan verir. Herkes kendi sermayesini kullanır. Onun sermayesi o, benim sermayem bu. Onun sermayesi bende yok, benimki onda yok. Ben o olamam) buyurur.

8 Ekim 2013 Salı

SADAKA BELAYI ÖNLER DUA KADERİ DEĞİŞTİRİR...

                               
Vaktiyle bir ateşperest, oğlunu evlendirmektedir. Düğün günü çok koyun ve inek kesilir. Et kokuları mahalleyi sarar. Ancak evin bitişiğinde, Müslüman, dul bir kadın, dört yetimiyle yaşamaktadır. Hepsi de günlerdir açtırlar. Kadıncağız, düğün evinin kapısını çalıp, 'ateş' ister. Ancak maksadı başkadır. “Belki yemek verirler” diye gitmiştir. Adam, kadının niyetini anlasada! bir şey vermez. Kadıncağız, bir daha gidip 'ateş' ister. Yine eli boş döner. Üçüncüde yine öyle. Ama ne olur bilinmez, bu defa acır kadına. Hallerini anlamak için dehlize iner ve dayar kulağını bitişik evin duvarına ve dinler. 
 
Yetimcik, annesine yalvarıyor: 
- Anneciğim, ne olur bir daha git. Belki bu sefer bir şey verirler. 
 
Kadın ağlamaklıdır: 
- Üç defa gittim! yavrum! Artık utanıyorum. 
 
Adam bunu duyar. Kalbi sızlar. güze bir 'Sofra' hazırlatıp, gönderir evlerine. Ve dehlize inip, dinler yine. Yetimlerin en küçüğü dua ediyor:
- Ya Rabbi! O nasıl bize ikram ettiyse, sen de ona ikram et! Onu imanla şereflendir!
 
Ardından; 
- Âmiiiin! sesleri yükselir. 
 
O anda, kalbi döner ateşperestin. Ve 'Şehâdet'i getirip imanla şereflenir. Nitekim Sadaka, belâyı önler. Ama dua, kaderi değiştirir! buyurmuştur büyüklerimiz.
 

3 Ekim 2013 Perşembe

İYİ ARKADAŞ SEÇİNİZ..


Ahmet Mekkî Efendi “rahmetullahi
teâlâ aleyh” hazretleri, bir gün gençlere;
 “Kişinin dîni, arkadaşının dîni gibidir.
Âhirette cehennemden kurtulmanın
bir tek yolu vardır, iki değil”
buyurdu.

“O yol nedir efendim?”
dediler.

30 Eylül 2013 Pazartesi

KALPDEKİ SEVGİYE BAĞLIDIR...



Ruh, insanın vücudundan çıkarken önce diğer uzuvlardan çıkar, en son kalbden çıkar. Çünki efendim, kalb ile beyin, yâni akıl ayrıdır. Sadece kalb kumandandır. O emreder. Akıl, kalbe hükm edemez. Son nefesde îmânla ölmek de kalbdeki sevgiye bağlıdır.

    Kalbde neyin sevgisi ağırlıklı ise, ibre ne yöne ise, son nefes de o şekilde olur. Allah dostlarını mı seviyor, Allah’ın düşmanlarını mı? Bu çok mühim. Dîne hizmet, ilimle olur. Bağırarak, çağırarak, silahları kuşanarak değil.

    Dîne hizmet, fitneye sebeb olmamakla olur. Siz islâma uydukdan sonra korkmayın. Ama nefsiniz araya girerse, arzunuz araya girerse, her hareketiniz fitne olur.

23 Eylül 2013 Pazartesi

HANGİ HALDE İMAN GİDER?



Ahmet Mekkî Efendi “rahmetullahi
teâlâ aleyh” hazretlerine bazı sevdikleri;
“Hangi halde îmân gider efendim?”
diye sordular.
“Dînimizin emir ve yasaklarından birini
bile hafîfe alırsa, uymadığına üzülmez,
hattâ bu hâliyle öğünürse, Peygamber
Efendimize inanmamış olur ve îmânı
gider”
buyurdu.

“Ya üzülürse efendim?”
dediklerinde;

“Üzülürse, yâni bunun için Allahü
teâlâya karşı mahcup ve boynu bükük
olur, kalbi sızlarsa, îmânının kuvvetli
olduğu anlaşılır”
buyurdu.

22 Eylül 2013 Pazar

SEN DÜNYA DA YOLCUSUN....



Ahmet Mekkî Efendi “rahmetullahi teâlâ
aleyh” hazretleri nasihat isteyen bir gence;
“Sen bu dünyâda yolcusun evlâdım. Bu,
sonsuz bir yolculuktur ki, ya Cennette
sona erer bu yol, ya da Cehennemde.
Şimdiden yol azığını hazırlamaya bak”
buyurdu.
“Azık mı, ne azığı efendim?”
diye sorunca da;
“Oğlum sen bir yolculuğa çıkarken
yanına azık almaz mısın? İşte bu
sonsuz yolculukta da insana azık
lâzım. O azık da ‘iyi ameller’dir”
buyurdu.

12 Eylül 2013 Perşembe

HER DUA KABUL OLUR....




Günah olmayan ve şartlarına uygun yapılan her dua kabul olur. Allahü teâlâ kendisine açılan eli boş çevirmekten hayâ eder. Allahü teâlâ, (Bana dua edin, kabul edeyim) buyuruyor. (Mümin 60)
(Ben dua ediyorum, ama kabul olmuyor) demek yanlıştır. Onunki de kabul olmuştur. Mesela o kimse bir araba ister de, Allahü teâlâ ona bir ev ihsan edebilir. O, arabayı alamadığı için duası kabul olmadı zanneder. Duası sayesinde başına gelecek büyük bir bela önlenmiş olabilir. Yahut dua sayesinde günahları affedilmiş olur veya âhirette çok büyük ihsanlara kavuşur. Bu kabul edilme hususu, bir hadis-i şerifte şöyle açıklanıyor:
(Meşru olarak dua eden mümin, şunlardan birine muhakkak kavuşur: Kabul olur veya kabul edilmiş bir ibadet sevabı alır ve âhirette büyük nimetlere kavuşur. Günahları affedilir veya iyilikleri artar yahut önlenmesini istediği o kötülüğün bir benzerinden, Allahü teâlâ onu kurtarır. O hâlde dua etmeye devam edin! Allah’ın ihsanı boldur. Dünyada duası kabul olanlar, duası dünyada kabul olmayanlara, âhirette verilen nimetleri görünce, “Keşke, bizim de dünyada dualarımız hiç kabul olmasaydı” diyeceklerdir.) [Deylemî, Hâkim]
Peygamber efendimiz anlatır: Allahü teâlâ bir kulunu severse veya onun sevgili bir kul olmasını isterse, üstüne bardaktan boşanırcasına musibet yağdırır, onun üzerine ardı ardına belalar gönderir. Bu kimse dua ederse, Cebrail aleyhisselam, (Yâ Rabbi, bu sevgili kulun istediğinin verilmemesinin hikmeti nedir?) diye sorunca, Allahü teâlâ, (Ben onun sesini dinlemeyi seviyorum, bırakın, dua etsin!) buyurur. Kul, (Yâ Rabbi) dediği zaman, Allahü teâlâ, (İzzetime yemin ederim, ne dua edersen kabul edeceğim, ne istersen vereceğim, seni memnun edeceğim, ancak bu isteklerini ya dünyada veya âhirette veririm, âhirette verirsem daha üstününü verir, daha büyük belaları üzerinden def ederim) buyurur. Kıyamette, terazi kurulur, namaz, oruç, zekât ve hac ehli getirilir, hepsi de karşılıklarını tam alır. Belaya, musibete uğrayanlar için terazi kurulmaz, mükâfatları hesapsız bol bol verilir. Bunlara verilen sevabları görenler, (Keşke bizim de dünyada vücutlarımız makaslarla doğransaydı da, biz de böyle büyük nimetlere kavuşsaydık) derler.

13 Ağustos 2013 Salı

KİBR...


Yehûdî âlimlerinin büyüklerinden iken, Resûlullah ile "sallallahü aleyhi ve sellem" bir kerre konuşmakla, hak Peygamber olduğunu anlayarak îmâna gelen Abdüllah bin Selâm "radıyallahü teâlâ anh", sırtında odun demeti taşıyordu. Bunu görenler, o kadar çok mâlın, paran var iken, niçin bu zahmeti çekiyorsun dediklerinde, nefsimi kibrden kurtarmak için dedi. Zenginin, hammâl ücreti vermemek için, mâlını kendi götürmesi, tezellüldür, aşağılıkdır. Sünnete uymak ve nefsini kırmak için götürmesi iyidir ve sevâbdır. Hadîs-i şerîfde, (Allahü teâlâ kıyâmet günü, üç kimse ile konuşmıyacak, hepsine çok acı azâb yapacakdır: Zinâ eden ihtiyâr, yalan söyliyen hükûmet reîsi ve kibrli olan fakîr) buyuruldu. Ömer "radıyallahü anh", Şâma gelince, Ebû Ubeyde bin Cerrâh "radıyallahü teâlâ anh", emrinde olanlarla birlikde karşıladı. Halîfe devesinden indi. Yerine kölesini bindirdi. Çünki, kölesi ile nevbet ile biniyorlardı. O sâat, binme sırası köleye gelmişdi. Kendisi yuları tutdu, su kenârından geçerken mestlerini çıkardı. Ayaklarını suya sokdu. Şâm ordusunun kumandanı olan Ebû Ubeyde "radıyallahü teâlâ anh", yâ halîfe! Böyle ne yapıyorsun? Bütün Şâmlılar, bilhâssa rûmlar, müslimânların halîfesini görmek için toplandılar. Sana bakıyorlar. Bu yapdığını beğenmiyecekler deyince, yâ Ebâ Ubeyde! Senin bu sözün, burada toplananlar için çok zararlıdır. İşitenler insanın şerefini, vâsıtaya binerek gitmekde ve süslü elbise giymekde sanacaklar. Şerefin, müslimân olmakda ve ibâdet yapmakda olduğunu anlamıyacaklar. Biz aşağı, bayağı insanlardık. [Acem şâhlarının elinde esîr idik.] Allahü teâlâ müslimân yapmakla bizleri şereflendirdi. Allahü teâlânın verdiği bu izzetden, bu şerefden başka şeref ararsak, Allahü teâlâ bizi yine zelîl eder. Herşeyden aşağı eder buyurdu. İzzet, islâmdadır. İslâmın ahkâmına uyan, azîz olur. Bu ahkâmı beğenmeyip, izzeti, huzûru, se'âdeti başka şeylerde arayan zelîl olur dedi. İslâmın emrlerinden biri tevâdu'dur. Tevâdu' gösteren azîz olur. Yükselir. Tekebbür eden zelîl olur.
 

27 Temmuz 2013 Cumartesi

KÜFRE DÜŞÜREN HALLER-2


Küfre düşüren hâller )

    Din bilgilerine inanmamak, bunları ve din âlimlerini, dîni kitapları aşağılamak. Din bilgileri için, (Bu bilgiler neye yarar? Kime ne fayda vermiştir? Bize lâzım olan şey paradır.) gibi sözler söylemek. (Allahın buna gücü yetmez.) demek. Birisi için, (Onun hakkından Allah bile gelemez, ben nasıl geleyim? ) demek. (Allah bizi unuttu.) demek. Cenâb-ı Hakka, (Allah baba.) demek. Herhangi bir şey için; (Allahın işi kalmadı da bunun gibi şeyler mi yaratıyor.) demek. Harama helâl, helâle haram demek. Allahü teâlâya mekân izâfe etmek. (Allah yukarıdadır, göktedir.) demek. (Allah bize zulm ediyor.) demek. Bir kimse, (Allah falan kuluna şu kadar zenginlik veriyor, bana ise, az veriyor. Böyle adâlet olur mu? ) demek. Zenginin işinin rast gittiğini görünce, (Allah da zenginlerden yana.)demek. Bir kimseye, (Seni görmek bana can alıcıyı görmek gibidir.) demek. Büyük ve küçük günah işleyen birine, (Tevbe et!)denildiğinde, (Ne yaptım ki, tevbe edeyim!) demek. Kötü insanları görünce, (Bunlar Zebâni gibi insan.) demek. (Falan kimse peygamber olsaydı, ben inanmazdım.) demek. Bir kimseye, (Allah bana Cenneti verirse, sensiz istemem.) demek. Dînen mübârek olan bir şeye, (Dine, Îmâna, Kitâblara, Peygamberlere, Mezhebe, Kâ'be'ye) sövmek. Kur'ân-ı kerîmin bir âyetine bile olsa inanmamak veya şüphe etmek.

25 Temmuz 2013 Perşembe

KÜFRE DÜŞÜREN HALLER


"İslâmiyet bu asra uygun değildir." demek.
Kur'ân-ı kerîmi, mevlidi ve ilâhileri çalgı ile okumak. Dinimizce öğrenilmesi farz olan bilgileri öğrenmemek, öğrenmeğe lüzum görmemek. Sihrin "Büyünün" muhakkak tesir edeceğine inanmak. Tenâsühe, yani ölen insanın ruhunun başka birine, çocuğa geçtiğine inanmak. Zalim birine; "Âdil"demek. Haram işleyen birine, "Güzel yaptın." demek. "Müminin ağzının içine..." diyerek sövmek. Yabancı kadına şehvetle bakıp; "Güzele bakmak sevaptır." demek. Şarabın azına; "Az içersen günah olmaz." demek. Güzel bir bebek görünce, "Allah bu çocuğu özenip, bezenip yaratmış."demek. Kötülemek için, "Falanca Cennete girse, ben girmem." demek. "Kâfir olmak hırsızlıktan, yalancılıktan, hâinlikten iyidir." veya"Hıristiyan olmak, komünist olmaktan iyidir." demek. "Allah gökten bize bakıyor." veya "Allah göktedir." demek. Kabirdeki ve kıyâmetteki azaplara; "Akla, fenne uygun değildir." demek. "Namaz kılsam da kılmasam da ne farkeder." demek. "Helâl bana iyilik getirmiyor." demek.Allahın rahmetinden ümidini kesmek veya gazabından emin olmak. Müslümana kâfir demek. "Bu işte İlâhî şuuru görüyoruz.", "Allah ne kadar da mükemmel düşünmüş.", "Allah çok akıllıdır." demek. Allahü teâlâ için, "Düşünerek" veya "Hesap ederek" yahut "Plânlayarak yarattı." diyerek mahlûka benzetmek.
  
Müslüman olan bir kimse, bunlar veya bunlara benzer küfre sebep olan birşey yaparak kâfir olursa, yani dinden çıkarsa, önceki ibâdetleri yok olur. İmanın gitmesine sebep olan şeyden tevbe etmedikçe, Kelime-i şehâdet söylemekle Müslüman olmaz.
   

20 Temmuz 2013 Cumartesi

ORUÇLUYA MEKRUH OLAN VE OLMAYANLAR...



Mekruh olanlar şunlardır:
1- Dişleri diş macunuyla fırçalamak.
2- İlaçla gargara yapmak. Eğer ağızdaki yara, namazda okumaya mani olursa, ilaçla gargara etmek mekruh olmaz, çünkü özür vardır.
3- Cünüp olma ihtimali varsa hanımını öpmek.
4- Ramazan günü, bir kimse herhangi bir sebeple orucunu bozarsa, çocuk büluğa ererse, kâfir Müslüman olursa, seferdeki yolcu şehrine gelirse, kadının hayzı kesilirse, akşama kadar oruçlu gibi sakınmaları vacib olur, yiyip içmeleri tahrimen mekruh olur. (Redd-ül muhtar)
Mekruh olmayanlar:
1- Gece ihtilam olup sahura kalkınca, imsak vaktine az kalmışsa, önce ağzını yıkayıp yemek yense, imsak çıktıktan sonra gusledilse, yani oruca cünüpken başlansa sahih olur. Daha sonra gusletmek caizdir.
2- Bozulursa kefaret olmasın diye, Ramazan orucuna imsak vaktinden sonra niyet etmek caizdir.
3- Ramazanda yatsıdan sonra cünüp olan, daha sonra guslederim diye uyuyup kalsa, uyanınca da güneş doğmuş olsa oruca zarar gelmez, fakat namaz kılmak için ilk fırsatta gusletmelidir.
4- Orucun aksamaması için hayzı ilaçla geciktirmek caizdir.
5- Oruçluyken hayzı başlayan kadın, oruçlu gibi durmaz, gizli yiyip içer.

19 Temmuz 2013 Cuma

ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER...



Bazıları şunlardır:
1- Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içmek,
2- Ağzına gelen kusuntunun geri gitmesi,
3- Oksijen tüpüyle ilaçsız suni hava vermek,
4- Orucu bozmaya niyet edip de bozmamak,
5- İstemeyerek ağız dolusu kusmak,
6- İsteyerek, zorlayarak biraz kusmak,
7- Sahurda tokluk veren ilaçlar kullanmak,
8- Göze katı veya sıvı ilaç koymak, ıslak lens takmak,
9- Gıybet etmek,
10- Rüyada ihtilâm olmak,
11- Diş çukuruna ilaç koymak,
12- Çiçek, kolonya veya parfüm koklamak,
13- Morfinsiz, iğnesiz diş çektirmek,
14- Yutmadan yemeğin tadına bakmak,
15- Sakındığı hâlde toz ve dumanın boğazdan veya burundan içeri girmesi,
16- Diş çektirince gelen tükürükten az kanı yutmak,
17- Ağzını yıkadıktan sonra, kalan yaşlığı tükürükle yutmak,
18- Dişleri arasında kalan, nohuttan küçük olan şeyi yutmak,
19- Hacamat olmak, kan aldırmak, akupunktur kullanmak,
20- Kulağa su kaçması,
21- Misvak kullanmak, macunsuz diş fırçalamak,
22- Gusletmek, banyo yapmak,
23- İdrar yoluna pamuk koymak, [Şâfiî’de bozar.]
24- Sağlam deriye ilaç, krem, her çeşit yakı, sigara bandı, tokluk bandı koymak,
25- Yaraya imsak vaktinden önce konan sıvı ilacın, imsak vaktinden sonra emilmesi,
26- Yaradan çıkan kan, irin ve benzerlerinin tekrar içeri girmesi,
27- Arı sokması,
28- Dudaktaki yaşlığı yutmak,
29- Banyoda oluşan su buharını teneffüs etmek,
30- Ele iğne batıp, kırığının içinde kalması,
31- Kulağa pamuklu çubuk sokmak, [Şâfiî’de bozar.]
32- Kanayan yere, kanın durması için kan taşı sürmek,
33- Ağza gelen yemeği, balgamı, kusmuğu veya baştan buruna gelen akıntıyı yutmak.

HAYIRLI CUMALAR 

9 Haziran 2013 Pazar

ALLAHÜ TELANIN EN SEVDİĞİ İBADET...




Ebû Muhammed Râzî hazretlerine
“rahmetullahi aleyh” bir gün dostları;
“Allahü teâlânın en sevdiği
ibâdet nedir efendim?”
diye sordular.
Büyük zat cevaben;
“En sevgili ibâdet, Müslümânların
birbirini sevmesidir.
Bu, îmânın şartıdır zâten.

Bunun için bir Müslümâna soğuk
durmak, kin beslemek, çok tehlikelidir.
Çünki bu düşmanlık, müslümânlığından
dolayı olursa, mâzallah îmânı götürür"
buyurdu.