2 Mart 2012 Cuma

HAYIRLI CUMALAR..



 Dünyaya düşkün olmayanlar, ahireti için yatırım yapanlar, ahir ömründe muhtac olmaz. Hizmetlerinin karşılığını dünyada da ahiretde de görürler. Çevresi onları unutmaz.
 
      İnsanın parası arttıkça düşmanı artar, ilmi arttıkça dostu artar. Yönünü kabristana çeviren rahat eder, yönünü dünyaya ve insanlara çeviren herzaman sıkıntı çeker. 
 
       Hedefi, gayesi dünya olanın, ibâdetinde de, dünyasında da hayır kalmaz. Her dakika hüsrândadır. Kavuşmak istediği dünya, her kavuşdukça önünde tekrar bir serap gibi uzağa gider. Dünyâ bir gölgedir, hiç kimse bu gölgeye yetişememişdir. Kavuşmak mümkün değildir, eğer dünyâdan yüz çevirirsek, ışığa dönersek, gölge arkamızdan gelecekdir. Biz kaçtıkça o da koşacakdır. Ama bize yetişemeyecekdir.
 
      Yönünü ışığa dönen, karanlığı gölgeyi arkada bırakır, işlerini aydınlıkta yapar.. gizlisi saklısı olmaz, içi dışı aynıdır, aydınlıkta olduğundan hep hayırlı işler yapar, karanlık işler yapamaz.. Yönünü karanlığa dönüp, ışığa arkasını veren, karanlığa doğru yol alır, aydınlıktan uzaklaşır, karanlık işler yapar, işleri karışıktır, güven olmaz.. gölgesine doğru yürüdüğünden gölgeyede yetişemez. Akıllı olan aydınlığa döner, Işığa yönünü döner.. Yönünü karanlığa dönen, dünyaya dönen, insanlarla çarpışır, kavga eder. Yönünü ahirete dönen, Işığa dönen ise, insanlar onun gibi olmak için yarışır. Çünki insanların elindekinde onun gözü yoktur, onu herkes sever. Böyle olan insan dünyada ve ahiretde rahat eder.
 
      Dünya ve ahiretde huzur ve saadet isteyen Peygamber efendimizi (sallallahü aleyhi vesellem) sevmeli, O'nun sevdiklerini sevip, sevmediklerini sevmemeli,  O'na uymalı ve O'nun ve  eshabının yolundan gitmelidir. O'nun vârislerinin kıymetini de iyi bilmelidir.

1 Mart 2012 Perşembe

MEVTAYA GELEN SESLER..


Facirlerin ruhları, şiddet ile alınır.
Yüzleri Ebu Cehil karpuzunu andırır.
 
Melekler ona der ki: (Ey habis ruh, haydi çık!
Bu habis bedenini, cesedi terk et artık.)
 
O an kâfirin ruhu merkep gibi bağırır.
Ve hazret-i Azrail, onu eline alır.
 
Sonra da teslim eder onu bir zebaniye.
Yani verir o ruhu, bir azap meleğine.
 
Yüzü çok çirkin olup, simsiyahtır abası.
Dünyada her kokudan kerihtir rayihası.
 
Cibril aleyhisselam o ruh ile yükselir.
Ve dünya semasının birincisine gelir.
 
Sorulur ki: (Sen kimsin ve kim vardır yanında?)
Der ki: (Ben Cebrail’im, filan kâfirdir bu da.)
 
Melekler işitince, o kâfirin adını,
Şöyle deyip, açmazlar semanın kapısını:
 
(Bir deve, geçmedikçe iynenin deliğinden,
Bu gibiler, Cennete giremezler katiyen.)
 
Cibril bunu işitip, ruhu bırakıverir.
Rüzgar onu alarak, uzaklara iletir.
 
O ruh yere düşünce, bir zebani alarak,
Ta (Siccin)e indirir, hor ve hakir olarak.
 
Cehennemin dibinde bir yerdir ki bu Siccin,
Orada habs olunur ruhları her facirin.
 
Ruh bedenden çıkınca, kendisine, semadan,
Bir münadi, şöylece nida eder o zaman:
 
(Ey Ademoğlu, sen mi terk ettin bu faniyi?
Yoksa, dünya mı seni terk etti böyle ani?)
 
Bir nida daha gelir sonra gasilhanede.
Der ki: (Ey Ademoğlu, kuvvetin hani nerde?
 
Nerde güçlü bedenin, seni kim zaifletti?
Nerede o dostların, hepsi de terk mi etti?)
 
Sonra kefenlenirken, yine gelir bir nida.
Der ki: (Ey Ademoğlu, çıkıyorsun bir yola.
 
Hiç dönmemek üzere, evinden gidiyorsun.
İlk kez tahta bir at’a, tabuta biniyorsun.)
 
Teneşire konurken, bir nida gelir yine.
Der ki: (Ey Ademoğlu, gidiyorsun kabrine.
 
İmanın varsa eğer, sana müjdeler olsun.
Yok eğer kâfir isen, kötüdür senin sonun.)
 
Musallaya konunca, şöyle nida edilir:
(Dünyada ne yaptıysan, karşına gelir bir bir.
 
Eğer hayır yaptıysan, onun mükafatını,
Yok, günah işlediysen, bulursun cezasını.)
 
Kabristana girince, denir ki ona artık:
(Ey kişi, mezar için getirdin mi bir azık?
 
Çok karanlık bir yerdir gireceğin bu kabir.
Onu aydınlatacak ışığın var mı ki bir?)
 
Kabire konduğunda, seslenir ona mezar.
Der ki: (Ey Ademoğlu, kıldın mı bende karar?
 
Dün, benim üzerimde, gülüyor, oynuyordun.
Şimdi benim içimde, ne için ağlar oldun?
 
Konuşup duruyordun üstümde bülbül gibi.
Şimdi sesin çıkmıyor, acaba sebep ne ki?)